Page 65 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 65

tarih çevresi

fonksiyonel bakışını aşarak, anneyi bizzat “hizmet edilmesi gereken bir amaç” haline getirir. Öyle ki, İslam
hukukunda (fıkıh) annenin evlat üzerindeki hakkı, babadan üç kat daha fazla önceliklendirilmiş; bu durum
iyilik ve ihsanda ilk sıranın daima anneye ait olduğu ilkesini doğurmuştur.

       Sosyolojik bir perspektiften bakıldığında İslam, anneyi aile yapısının merhamet merkezi olarak kurgular.
Annenin emeği “süt hakkı” gibi kavramlarla kutsallaştırılırken, ihtiyacı olan anneye bakmak evlada sadece
ahlaki bir tavsiye değil, hukuki bir zorunluluk olarak yüklenmiştir. Bu noktada İslamiyet, anneyi toplumsal
hayatın içerisinde korunması ve yüceltilmesi gereken en kıymetli özne olarak tanımlar. Sonuç olarak
İslamiyet’in anneye bakışı; merhamet, adalet ve kutsiyet sacayağı üzerine kuruludur. Bu perspektifte anne,
evladın sadece ilk öğretmeni veya bakım vereni değil; aynı zamanda onun ahlaki olgunluğa eriştiği ve ilahi
rızayı aradığı en temel manevi makamdır.

       Geleneksel ve ataerkil anlayışın kadına yüklediği roller din aracılığıyla da pekiştirilmekte, ataerkil sistem
ve İslam birbirlerini beslemektedirler. Ataerkil ve geleneksel söylemlerde olduğu gibi dini söylemlerde de
kadınların erkeklere oranla daha merhametli, fedakâr, ince fikirli, zarif, duygusal ve hassas varlıklar oldukları
belirtilip, kadının yaratılışı gereği böyle olduğu vurgulanmaktadır. Bunun yanında İslam dininin kadının
konumunu anne olarak kutsal bir yere oturttuğu, kadının fıtratındaki en yüce duygunun annelik olduğu
açıklamaları, İslam dininin yorumlayıcıları tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Anneliğin zor görev ve
sorumlulukları içinde barındırdığı, bunlara katlanmanın bir mükâfatının olduğu “cennet anaların ayakları
altındadır” hadisi ile temellendirilerek anneliğe, kutsallık atfedilmektedir. Ancak çokça dile getirilen bu hadis
ile iki farklı açıklama göze çarpmaktadır. Bu açıklamaların ilki, bir kadını cennete götürecek yolun annelik
olduğuna vurgu yapılması olduğu söylenebilir . İslam’da Annelik kitabının yazarı Aliah Schleifer’e göre,
“Allah’ın (c.c.) sadece kadınlara has kılmış olduğu, hamilelik, doğum, çocuk emzirme ve yetiştirilmesinin
zorlukları, kadınların Allah’ın rızasını kazanmalarına vesile olacak çok büyük bir fırsattır. Kadınlar, bir taraftan,
bu tür işlere hazırlanmış ve uygun bir şekilde donatılmışken, diğer taraftan, çocukları için katlandığı sıkıntılardan
dolayı ayrıca mükafatlandırılmaktadırlar”. Daha az bilindiği düşünülen ikinci açıklama ise annenin aksine
çocuğun merkeze alındığı açıklamalardır. Bununla ilgili Yıldırım’a göre “Hz. Peygamber’in (sav) bu hadisteki
müjdesi anneden ziyade çocuklara verilmiş bir müjdedir. Hadis, bütün anneler cennete gidecektir şeklinde
anlaşılmaz. Bilakis Allah’ın (cc) emrine uyarak, annesini meşru daire içerisinde hoşnut edip, onun gönlünü hoş
eden, böylece hem annesini, hem Rabbini memnun eden çocuğun cennete gireceğini belirti ”. Buradan da
anlaşılacağı üzere annesini memnun eden çocuk cennetle müjdelenmiştir. Nitekim annesini razı etmek çocuğun
cennete gitmesinin bir anahtarı olarak sunulmaktadır. İslami kesimden kadınlar arasında anneliğe ilişkin düşünce
dünyasının ve yorumların farklılaştığı söylenebilir. İslam dininin öğretilerini ve dini kaynakları kendisine
referans edinen, yaşantısını bu şekilde şekillendiren ve dinin kuralı olduğunu düşünerek eleştirel söylemler
geliştir(e)meyen kadınlar bulunmaktadır.

                                                               64
   60   61   62   63   64   65   66   67   68   69   70