Page 64 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 64

tarih çevresi

         Türk Otomotiv Sanayisinin Tarihsel Gelişim Süreci*

                                                                                                                      Can ARER

       Türk insanının otomobille tanışması, Osmanlı’nın son dönemlerine rastlamaktadır. 1876’da Meşrutiyet’in
ilan edilmesiyle birlikte, Anadolu’nun bağımsız bir sanayi örgütlenmesine kavuşması amaçlanmış ve ülke
içindeki ulaşımın kolaylaşmasını hedefleyen haritalar hazırlanmıştı. Bu yollarda kullanılacak arabaların
yapımına yönelik asıl faaliyeti mobilya olan bir fabrika üretime geçmiştir. Kendi içinde uzmanlıklara ayrılmış
olan lonca teşkilatları, üretimi yapılacak aracın değişik aşamalarından sorumluydu. Bu fabrikada, ayrıca tramvay
vagonları, omnibüsler, faytonlar ve demiryolu vagonları üretilebiliyordu (Küçükerman, 1999).

       Bazı kaynaklara göre Osmanlı döneminde ilk otomobil Mahmut Şevket Paşa’ya ait olmakla beraber, ilk
resmi kayıtlar 1909 yılında askeriye ye alınan otomobilleri işaret etmektedir. İkinci Meşrutiyetin ilanı ile Birinci
Dünya Savaşı arasında ülkeye giren otomobil sayısı 100-150 adeti geçmemiştir. Birinci Dünya Savaşı’nın sona
ermesi ile beraber otomobil alım satımı ve yedek parçası konusunda birçok şirket faaliyete geçmekle beraber
olumsuz ekonomik koşullar nedeniyle bu konuda pek bir gelişme sağlanamamıştır. Daha sonra, 1927 yılında
çıkarılan bir yasa ile Ford Motor Company’e 25 yıllık imtiyaz tanınıp başta Sovyetler Birliği hedeflenerek
otomobil, traktör ve kamyon montajına başlanmış ancak 1929 yılında dünyayı sarsan ekonomik kriz nedeniyle
üretim durdurulmuştur. Sonuçta ilerleyen yıllarda da ülkenin otomotiv ihtiyacı tamamen ithalat yoluyla
giderilmiştir (İstanbul Ticaret Odası, 2003).

       Otomotiv piyasasındaki ticari faaliyetler 1920’lerde oldukça canlıydı. Ancak ticari durumun diğer yüzü
çok iç açıcı olarak değerlendirilmemektedir. 1921 yılında yapılan sanayi sayımında, işgal altındaki önemli
şehirleri kapsamayan sayım sonucunda, ulusal sınırlar içinde sadece 76.216 kişi istihdam edebilen 33.058 işyeri
bulunduğu sonucu çıkmıştır. Ülkenin tümünde atölye niteliğinin ağır bastığı bir tür hafif sanayi vardı ve
genellikle de dokuma sanayisi üzerine yoğunlaşmıştı. Bu nitelikte bir yapıda ülkede sağlıklı bir sanayi
yapısından söz edilmesi mümkün olmamaktadır (Tayanç, 1973).

       1950’li yıllarda gelişmekte olan çevre ülkeler, sanayileşme hamleleri için ithal ikamesine yönelmişler
ve önceden yabancı şirketlerin ellerinde bulunan iç piyasalarını bu firmalardan devralmaya yönelik yerli sanayi
kuruluşlarının yapılandırılmasına başlamışlardır. Türkiye gibi bir gelişmekte olan ülkenin korumacı ve sanayiye
ağırlık veren politikalar izlemeye başlaması güçlü sanayiye sahip ülkeleri yakından ilgilendirmekteydi. O
zamana kadar bu ülkelerin sanayi ürünlerini karşılamış olan gelişmiş ekonomiler, montaj sanayisinin
gelişmesiyle mevcut pazarların giderek yitirileceği endişesini taşımaktaydı. Pazarları korumak için ise bu
ülkelere yatırım yapmak ya da yerli firmalara lisansörlük vermek gibi uygulamaları gerektirmekteydi. Aksi

* Bu makale yazarın "Türk Otomotiv Sektöründe Uluslararası Rekabet Gücünün Artırılmasında Tasarımın Önemi" isimli Yüksek.
Lisans tezinden alıntılanmış bir çalışmadır. İstanbul Teknik Üniversitesi Endüstri Ürünleri Tasarımı Anabilim Dalı - 2010

                                                               63
   59   60   61   62   63   64   65   66   67   68   69