Page 26 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 26

tarih çevresi

ve beşeri sermaye kalitesini doğrudan yükseltmiş; basılı ticari haberler ile teknik kılavuzlar ise
piyasalar arasındaki bilgi akışını hızlandırarak ekonomik bütünleşmeyi sağlamıştır. Buna tezat
olarak, Osmanlı coğrafyasında Arap alfabesiyle kitap basımına getirilen ağır sınırlamalar, yerel
kitap piyasasının el yazmasına bağımlı, dar ve yavaş işleyen bir yapıda kalmasına neden olmuştur.
Aynı yüzyıllarda Venedik ve Roma gibi İtalyan şehirlerinde Osmanlı pazarı için Arap harfli
kitapların kolayca basılabilmesi, matbaanın gecikmesindeki temel etkenin teknik yetersizlikler
değil; ulema ile saray arasındaki güç dengeleri, yerel aktörlerin ekonomik çıkarları ve dini-siyasi
meşruiyet kaygıları olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

    Coğrafi ve toplumsal açıdan ele alındığında bu kurumsal ayrışma, bilgi akışının sadece miktarını
değil, yayılım yönünü de kökten değiştirmiştir. Batı Avrupa kentlerinde matbaa endüstrisi, hem
yerel dillerde kitlesel üretim yaparak hem de dış pazarları hedefleyen stratejik yayınlarla entelektüel
ve ticari ağları küresel ölçekte genişletmiştir (Sabev, 2018: 45). Buna karşılık, Osmanlı idari
zihniyetinin Arap harfli baskıya getirdiği seçici engeller ve ağır kısıtlamalar, Müslüman tebaanın
okuma-yazma kültüründe matbu eserlerin kurumsal bir taban kazanmasını uzun süre geciktirmiştir
(Sabev, 2018: 62-64). Arapça ve Osmanlı Türkçesiyle hazırlanan metinlerin önemli bir bölümü
Avrupa'daki matbaalarda basılıp imparatorluk piyasasına sokulmak istense de, özellikle Kur'an-ı
Kerim ve temel dini eserlerin girişini engelleyen ithalat yasakları bu dış kaynaklı bilgi akışının da
önünü kesmiştir (Sabev, 2018, s. 108). Aynı teknik imkânlara sahip olan bu yeni teknoloji; Avrupa
coğrafyasında toplumsal tabana yayılan, yerleşik ve dinamik bir bilgi altyapısı üretirken, Osmanlı
dünyasında dış merkezlerdeki üretimlere bağımlı, sınırları devlet tarafından çizilmiş ve parçalı bir
dolaşım rejimi ortaya çıkarmıştır (Sabev, 2018: 115-118). İki coğrafya arasındaki bu derin
ayrışmanın temelinde, dini kurumların yapısı ile siyasal iktidarın meşruiyet mekanizmaları
arasındaki stratejik ilişkiler yatmaktadır. Batı Avrupa'da Katolik Kilisesi matbaa teknolojisine karşı
sert refleksler gösterdiğinde bile, bu müdahaleler teknolojinin tamamen yasaklanması yerine, belirli
kitapların toplatılması, sansürlenmesi ya da yakılması şeklinde yürütülmüştür (Eisenstein, 1980:
347-350). Reformasyon hareketinin kıta genelinde başarıya ulaşması da okuryazarlık oranlarının
düşüklüğüne rağmen, Latin harfli matbaa makinelerinden çıkan yüksek hacimli broşürlerin ve bu
metinlerin kamusal alanlarda toplu halde sesli okunma pratiklerinin bir sonucudur (Eisenstein, 1980:
375-378). Buna karşılık Osmanlı dünyasında Arap alfabesiyle baskı yapılmasına yönelik getirilen
kurumsal engeller, sadece geçici bir çıkar grubunun tepkisinden ibaret olmayıp; padişahın iktidarını
yasallaştıran ve toplumsal rızayı üreten ulema sınıfıyla kurduğu köklü ittifakın bir sonucu olarak
uzun soluklu bir korumacı/kısıtlayıcı rejime dönüşmüştür (Rubin, 2011: 73-76). İktisat tarihi ve
kurumsal analizler; Avrupa'da kilisenin siyasi meşruiyet üretimindeki tekelinin görece zayıflayarak
çoğulcu bir yapının önünün açılmasına tezat olarak, Osmanlı idari sisteminde ulemanın vergi
toplama, yargı ve itaat mekanizmalarını stabilize etmedeki merkezi rolünün, devletin matbaa
teknolojisine karşı gösterdiği seçici ve defansif kurumsal tepkiyi keskin bir biçimde şekillendirdiğini
ortaya koymaktadır (Rubin, 2011: 82-85). Zaman içinde bu karşıtlık, her iki bölgede de yeni bilgi
türlerinin ve kurumsal biçimlerin ortaya çıkmasını farklı patikalara yönlendirmiştir. Avrupa'da
matbaanın yaygın kullanımı, yalnızca dinî ve edebî metinleri değil, nüfus aritmetiği ve sağlık

                                                                   24
   21   22   23   24   25   26   27   28   29   30   31