Page 22 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 22

tarih çevresi

bir basılı yayın dünyasının kurulmasını geciktirmiştir (Pamukciyan (2002: 38-42). 1567 yılında
Abgar Tıbir tarafından İstanbul'da kurulan ilk Ermeni matbaasından itibaren şekillenen bu
yayıncılık faaliyetleri, devletin azınlıklara tanıdığı inançsal ve kültürel özerklik sınırları içinde
sorunsuz işlemiş; ancak Arap harfli yayın pazarının ulema kontrolündeki el yazması rejimini
korumak adına bu serbestliğin dışında tutulmuştur.

    Osmanlı iç piyasasındaki yasal engeller, Avrupa merkezli matbaaların Arap alfabesiyle yaptığı
dış üretimler vasıtasıyla esnetilmeye çalışılmıştır. 16. yüzyılın başından itibaren İtalya gibi
merkezlerde Arap harfli kalıplar dökülmüştür. Bu kapsamda basılan 1514 tarihli Kitâb-ı
Salâti’s-Sevâî ile 1537 yılına ait Venedik Kur'an-ı Kerim'i doğrudan Osmanlı pazarına ihraç
edilmek üzere tasarlanmıştır. Ancak Sultan III. Murad'ın 1588 yılında yürürlüğe koyduğu ithalat
yasağı fermanı, matbaanın kutsal metinler üzerinden imparatorluk coğrafyasına girişini kesin olarak
engellemiş ve dindışı kitap ticaretine geçit verirken dini içerikli eserlerin dolaşımına set çekmiştir.
Bu yasal engellere tezat oluşturacak biçimde, 17. yüzyıl boyunca Avrupalı misyoner cemiyetleri
kendi kurdukları denizaşırı atölyelerde Arap harfli dini propaganda metinleri basarak bunları
Osmanlı topraklarına ulaştırmayı başarmışlardır. Bu ikili hareketlilik; erken modern dönemde baskı
teknolojisi ve ürünlerinin coğrafi sınırları aşabilen esnek yapısını, buna karşılık devletin de kendi
egemenlik alanındaki inançsal ve sosyo-ekonomik dengeleri korumak adına seçici bir denetim
mekanizması işlettiğini göstermektedir (Nuhoğlu, 2013:118-122 ve Pedersani, 2019: 65-69).

    Arap harfli kitap basımına yönelik katı kurallara rağmen, 18. yüzyılda imparatorluk içinden yeni
adımlar atılmıştır. 1706 yılında Halep'te Arapça İncil ve Hristiyan dini kitapları basan bir matbaanın
açılması, Osmanlı Devleti sınırları içinde Arap harfleriyle yapılan ilk kurumsal baskı örneğidir. Bu
başarılı deneme, matbaanın önündeki engellerin teknik olmaktan ziyade siyasi ve dini kaygılardan
kaynaklandığını açıkça göstermiştir. Nihayet 1727'de İstanbul'da, İbrahim Müteferrika'nın girişimi
ve Sultan III. Ahmed'in onayıyla ilk Müslüman Türk matbaası kurulmuştur. Müteferrika ve
ortakları, padişaha sundukları dilekçede matbaanın faydalarını anlatmış; bunun üzerine verilen
resmi izin belgesinde bu teknolojinin artık özgürce kullanılacağı ve bir daha engellenmeyeceği
önemle vurgulanmıştır (Topdemir, 2002: 68-73).

    Dönemin Avrupalı gözlemcileri, bu gelişmeyi hem Osmanlı modernleşmesinin başlangıcı olarak
görmüş hem de imparatorlukta zaten var olan yüzyıllık Yahudi ve Ermeni matbaacılık
gelenekleriyle birlikte değerlendirmişlerdir. Osmanlı'daki ilk matbaacılık çabaları, azınlık
cemaatlerinin açtığı atölyelerden devlet destekli Müslüman matbaasına doğru ilerleyen, zaman
zaman kesintiye uğrasa da temelde birbirini takip eden kurumsal bir değişim süreci olarak anlam
kazanmıştır (Beydilli, 1995: 22-26).

                                                                   20
   17   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27