Page 23 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 23

tarih çevresi

2.1.2.Sansür ve Dini Otoritelerin Etkisi
    Arap harfli baskıya yönelik kısıtlamalar, doğrudan devletin denetim mekanizmaları ve dini

otoritelerin konumuyla şekillenmiştir. İlk Türkçe matbaanın kuruluş fermanında, bu teknolojinin
daha önce "gizli tutulduğu" ve artık "bir gelin gibi açığa çıkarılması" gerektiği ifadesi, geçmişteki
ağır baskının dolaylı bir kanıtı olmuştur. Matbaanın izninden önce, Arap harfli basılı kitapların
neredeyse tamamının dışarıdan ithal edilmesi, içeride Müslüman nüfus için matbaanın sistematik
olarak engellendiğini göstermektedir. Dolayısıyla buradaki denetim, sadece kitap içeriğini
incelemekle kalmamış; belirli bir alfabeye ve toplumsal gruba yönelik köklü bir yasaklama stratejisi
olarak işlemiştir.

    Bu katı tutum en net biçimde dini metinlerde görülmüştür. Avrupa'da basılan 1514 tarihli Kitâb-ı
Salâti’s-Sevâî ve 1537 tarihli Venedik Kur'an'ı gibi erken girişimler Osmanlı pazarını hedeflese de
şüpheyle karşılanmıştır. Son olarak Sultan III. Murad'ın 1588'de çıkardığı ithalat yasağı fermanı,
basılı kutsal metinlerin ülkeye girişini tamamen durdurmuş ve Kur'an üretimini ulemanın
denetimindeki el yazması zincirine mahkûm etmiştir..

    Osmanlı örneğinde matbaa; Kur'an'ın ve dini bilginin yayılmasını sağlayarak ulemanın bilgi
üzerindeki tekelini kırabilecek, bu yönüyle de padişahın dini meşruiyet zeminini tehlikeye
atabilecek bir tehdit olarak algılanmıştır. Bu yüzden, teknolojinin getireceği ekonomik ve kültürel
faydalar bilinmesine rağmen, Arap harfli dini yayınlar uzun süre yasaklanmış ve sıkı bir denetime
tabi tutulmuştur. Bu engellerin tek bir "yasak fermanı" ile mi yoksa parça parça hukuki kararlar ve
fetvalarla mı yürütüldüğü tarihçiler arasında tartışmalı olsa da, araştırmalar ortada çok katı ve
sistemli bir kısıtlama rejimi olduğu konusunda birleşmektedir.

    İbrahim Müteferrika'nın matbaa açabilmek için padişaha sunduğu dilekçede (Vesîletü’t-Tıbâa)
baskı teknolojisinin yararlarını çok detaylı gerekçelerle savunmak zorunda kalması bu durumun bir
göstergesidir. Sonrasında çıkan izin belgesindeki üslup da eski katı kısıtlamaların yerini nihayet
kısmi bir serbestliğe bıraktığını doğrulamaktadır. Bu kırılma, dini otoritenin bilgi üzerindeki
kontrolünün hafiflediğini gösterse de ilk aşamada dini kitapların basımına izin verilmemesi, denetim
zihniyetinin biçim değiştirerek sürdüğünü kanıtlar. Siyasal iktisat modeli bu yapısal dönüşümü
sadece bir fikir değişimi olarak görmez; aksine devletin meşruiyet kaynaklarının farklılaşmasıyla
açıklar. 18. yüzyılda taşrada ayanlar (yerel elitler) gibi yeni güç odaklarının belirmesi, sarayın
ulemaya olan mutlak bağımlılığını azaltmış; bu durum da matbaa üzerindeki baskıların
gevşetilmesini siyasi ve mali açıdan devlet için daha rasyonel bir seçenek haline getirmiştir (Özel,
2018: 112-116).

    Buna karşın, dini seçkinlerin kurumsal nüfuzunu korumak amacıyla özellikle Kur'an ve fıkıh
kaynaklarında uygulanan basım yasağının sürdürülmesi, teknolojik yenilikler ile devletin denetim
mekanizmaları arasındaki gerilimin 19. yüzyıla kadar tam anlamıyla çözülemediğini ortaya
koymaktadır. Matbaa teknolojisinin Osmanlı idari zihniyetinde basit bir teknik ilerleme ya da
iktisadi bir yenilik olarak görülmediğini; aksine, mevcut dini meşruiyet mekanizmalarını ve siyasal
iktidar dengelerini kökten sarsabilecek potansiyel bir "tehlikeli bilgi" unsuru olarak kodlandığını
açıkça göstermektedir (Seyitdanlıoğlu, 2020: 88-92).

                                                                   21
   18   19   20   21   22   23   24   25   26   27   28