Page 86 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 86
tarih çevresi
genel ve insani hedeflerini geri plana ittiğini savunmakta; Polanyi kardeşlerin mirasına atıfla bu
yaklaşımın tarihsel bilgiyi ekolün dar sınırlarının ötesine taşıyabileceğini vurgulamaktadır (Hill ve
Ende, 1994, s. 17-26).
Eleştirilere karşı John Meyer, itirazların verimli tartışmalara zemin hazırladığını belirtmekte ve
klimetrisyenlerin yalnızca kantitatif değil kalitatif açıdan da başarılı olduklarını vurgulamaktadır
(Meyer, 1997, s. 409-10). Goldin ise direnci büyük ölçüde model kullanımına yabancılıkla ve yeni
bulguların köklü kabullerle çelişmesiyle açıklamaktadır (Goldin, 1995, s. 194).
6. Ekolün Geleceği
Yeni iktisat tarihi akımının geleceği konusunda ekol mensupları ile eleştirmenler arasında
belirgin bir görüş ayrılığı sürmektedir. North, ekolün sistematik bir teorik bütün ve karmaşık
kantitatif yöntemler aracılığıyla insanlığın ekonomik geçmişine dair pek çok kabulü köklü biçimde
değiştirdiğini ya da düzelttiğini belirtmektedir. Geleceğe ilişkin iyimserliğini iki gerekçeye
dayandırmaktadır. Bunlardan ilki iktisatçıların, tercihlerin niteliğini ve siyasi-ekonomik sistemleri
kapsayan daha geniş modeller kurma eğilimidir. Diğeri ise iktisat tarihçilerinin değişim sürecinin
temel dinamikleriyle giderek daha fazla yüzleşmesidir (North, 1997, s. 412-14). Demografi,
teknoloji ve kurumsal yapı herhangi bir zaman dilimindeki ekonomik performansı belirleyen üç
temel etken olarak öne çıkmakta; iktisatçıların anlamlı politikalar üretebilmek için bu süreçleri
hesaba katması giderek zorunlu hâle gelmektedir.
Bununla birlikte ekolün son dönemde nispi bir gerileme yaşadığı da gözlemlenmektedir. Bu
gerilemenin başlıca nedenlerinden biri mülkiyet hakları okulunun yeterince ilgi görmemesidir
(Rutten, 1980, s. 137-42). Bir diğer neden, iktisat teorisi ile iktisat tarihi arasındaki ilişkinin tek
yönlü seyretmesi ve bunun sonucunda iktisatçıların iktisat tarihini yalnızca teorinin uygulandığı bir
alan olarak görmeye başlamasıdır (Meiners-Nardinelli, 1986, s. 521-22). Bu sorunun aşılması,
ekolün metodolojik etkinliğini somut biçimde ortaya koymasına bağlıdır.
Sonuç
Yeni iktisat tarihi akımı, tarih yazımında kapsamlı bir metodolojik dönüşümün öncüsü olmuştur.
Ekol sayesinde iktisat tarihi disiplini iktisat bilimine belirgin biçimde yaklaşmış; iktisat
tarihçilerinin ürettikleri bulguların taşıdığı değer giderek daha iyi anlaşılmıştır. Daha titiz verilerle
yürütülen çalışmalar pek çok yerleşik kabulü revize etmiş, kantitatif tekniklerin geniş kullanımı hem
daha güvenilir bilgiye ulaşılmasını hem de yeni araştırma konularının keşfedilmesini sağlamıştır.
Yeni iktisat tarihi akımının iktisat tarihinin sonunu hazırladığı tezi tutarlı görünmemektedir; aksine
iktisat tarihinin iktisat bilimine yaklaşması, onun bu alan için taşıdığı önemi artırmıştır.
Ekolün kapsamı daralttığına yönelik eleştiri göz ardı edilemez; ancak iktisat teorisindeki
gelişmeler bu sorunu kısmen hafifletmektedir. ABD kökenli olmasına karşın kısa sürede küresel
ölçekte yayılan ekol, Avrupa'dan Asya ve Avustralya'ya uzanan geniş bir coğrafyada
benimsenmiştir. Bu başarının sürdürülebilmesi için ekolün iktisat tarihini tarih disiplininden
koparmak yerine onunla sentez yolları araması gerekmektedir. İktisat ve tarih, birbirinin rakibi değil
84

