Page 36 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 36

tarih çevresi

olarak her şeyinin mazmun ve mecazlar yoluyla küçük parçalara ayrılarak anlatılması dikkat çekici bir husustur.
Leyla’nın tek tek nesneden, mevcudattan vücuda gitme maksadıyla gazellerde ele alınmasını özenle okumak
gereklidir. Doğrusu şairler bu anlatım tercihini inanç veya yargıya dayalı genellemeleri daha detaylı düşünmek,
anlamı zenginleştirmek için ortaya koyalar. Bu bakışla Leyla’nın saçının telinden ayaklarına kadar her şey
cevherden kopan arazlar veya tecelliye dair olduğu için de ayrı ayrı ele alınır. Bu durumu Leibniz’den önce İbn-
i Arabî’nin maddi ya da gayri maddi bütün cevherleri kuşatan Cevher’den bahsetmesiyle düşünmek yerinde
olacaktır. Varlıkların birer birer kendi içinde bir sır olduğunu ve bütüne dair bilgileri taşıdığını belirten Arabî gibi
Leibniz’in monad teorisini âlem-insan ve insan ve mazmunların bütünü işaretini düşünerek yorumlamak gerekir.

         “Monadlar basit cevherlerdir, onların bilinen fiziksel atomlarla ilgisi yoktur. Monadlar doğanın gerçek
atomlarıdır; tek kelimeyle şeylerin unsurlarıdır. Algılara ve iştihalara sahip olan her şeye ruh adı verilmek
isteniyorsa, tüm basit cevherlere, yani yaratılmış monadlara ruh denebilir” (Leibniz, 2011). İşte Leyla’ya dair
bahsi geçen ele alınan fiziksel niteliklerin başında zülüf mazmunu ilk akla gelendir.

Zülf-i Leylâ hasta Mecnûnun kilîd-i aklıdır      (Hayali, Gazel, 575/4)
Bir nazar baksa kalmaz ana cünun endişesi

       Sözü etkili kullanmayı bilen toplumlarda en iyiyi üretmek bir arayışa vesile olabilir. Örneğin klasik Türk
şiiri gazellerinde söz doğrudan meseleleri halletmek için kullanılmaz, insan üzerinde dolayısıyla etkileri açığa
çıkabilir. Bu gazellerde şairlerin etkili anlatımlarına göre, tek tek mazmunların aracılığında saf aşkın veya aşkın
değerler Leyla üzerinden, Leyla’ya dair olanlarla hayal ve hakikat birleşmiş olur. Şairlerin bu çabasında sözün
insanı fertleştirmeye yön veren tarafı açığa çıkarabilmektedir. Örneğin mecaz ve mazmunların işaret ettiği ama
insanın görmediğine hayran olması söz konusu tekâmül sürecine katkı sağlayabilir. Çünkü bu mazmunlar adeta
‘büyütücü hayaller’le alınan yola benzer şekilde kullanılır.

       “Klasik Türk şiirindeki sanatkârın tek ve mutlak varlık olan Allah’ı tasavvufi düşünceyle şiirlerinde
anlatmak için, parçadan bütüne gitme temel prensibi ile hareket ettikleri, yorumu yapılabilir. Leyla, şairin dilinde
mesnevinin kadın kahramanı olmadığı zamanlarda şaire göre bir mazmunun adı ya da parçasıdır. Bu mazmunun
her bir parçası da Allah’ı anlatmak için kullanılır. Yani Leyla bazen zülfü, saçı, yanağı (ruh) ile vardır. Amaç
çölde insandan İlah’a boyut değiştiren bir aşkı anlatmaksa ve bunun için de beşer manasında Leyla seçilmişse,
Leyla her bir hali, tavrı, sıfatı ve nihayet parçası ile O’na işaret etmelidir. Batı felsefesi açısından ontolojik bir
temellendirme yapmanın mümkün olduğu bu konuya, İslam felsefesi ve tasavvufu açısından da bakmak
gerekmektedir” (Erbay, 2015).

         Bu bakımdan kadın, özelde de Leyla, şiirin anlam ekonomisinde işlevsel, dönüştürücü ve yönlendirici

                                             35
   31   32   33   34   35   36   37   38   39   40   41