Page 56 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 56

tarih çevresi

endüstri ürünü anlamında ilk otomobil olarak nitelendirilebilir.

       Otomobilin itki prensibinde yaşanan bu hızlı gelişmeye rağmen ilk otomobiller yapı bakımından “at”a
özgü öğelerin eksiltilip teknik mekanizmaların eklenmesinden oluşan basit çözümlerdi (Fersen, 1986). Bunlar
ancak 1900’lerin başlarına gelindiğinde kendine özgü bir biçime kavuştu ve motor düzeneği taşıtın önüne alındı.
Karoser ise kullanıcı ve yolcuların konforu için geriye doğru uzanan bir kütlenin kapsamında tasarlandı (Petsch,
1982).

       Otomobil, otobüs, kamyon ve traktörlerin geliştirilme süreçleri büyük çaplı bir otomotiv sektörünün
doğuşunu sağlamıştır. İlk üreticiler küçük imalathanelerde üretim yaparken artan talep neticesinde küçük imalat
atölyeleri kapanmış, şirketleşen üreticiler ayakta kalmayı başarmıştır. 19. yüzyıl sonlarında otomobile olan
talep artmış olsa da bireyin bu talebini karşılayacak bir satış ve pazarlama mekanizması bulunmamaktaydı.
1894 yılında Fransız Panhard Levassor (P&L) firması, Alman Mercedes-Benz firmasının kurucusu Gottlieb
Daimler ile işbirliği yaparak Daimler’in benzin motorlarını üretme lisansı almıştır. P&L emek-sanat bağımlı
üretim metodu ile yılda birkaç yüz adet üretim yapmaktaydı (Tiryakioğlu, 2004).

       Bu üretim biçiminde işgücünün büyük çoğunluğu tecrübeli zanaatkarlardan oluşan bir usta grubunca
paylaşılmaktaydı. Emek-sanat bağımlı üretim metodu çok sayıda otomobil üretiminde birim maliyeti düşürücü
bir etki yaratamamıştır. Ayrıca üretimde asla bir standart oluşturulması söz konusu değildi. Tamamen el
becerisine dayanan, hassas preslerin ve standart bir ölçü sisteminin kullanılmadığı bu üretim sisteminde üretilen
hiçbir otomobil birbirine eş olmamaktadır. Emek-sanat bağımlı sistemin bu yapısını Aston Martin gibi bazı
üreticiler günümüze dek sürdürürken birçok firma Ford öncülüğünde seri üretim yöntemiyle daha düşük
maliyetli yüksek üretim hacimlerine ulaşarak otomotiv sektörünün gelişiminde söz sahibi olmuşlardır.

       Ford ve Seri Üretim

       Otomobil üretiminde emek yoğun iş biçiminin oluşturduğu yüksek maliyet ve standartlaşmanın mümkün
olmaması gibi dezavantajlar, hem yoğunlaşmaya başlayan talebi karşılayamıyordu hem de teknik yenilikler
dışındaki beğenilere ve ihtiyaçlara cevap veren tasarımlarla yeni seçenekler sunma fikrine oldukça uzaktı. Seri
üretim metodunda belirli sistemler üzerine ustalaşmış emek-sanat bağımlı ustaların yerini aracın sürekli hareket
halinde olduğu bir hareketli montaj hattında yerleri sabit olan montaj işçileri almıştır. Bu şekilde yetkileri
azaltılan işçiler ve devamlı ilerleyen üretim hattı, sonuç ürünün olabildiğince standart parçalardan oluşmasına
ve maliyet ile üretim zamanının büyük ölçüde düşmesine olanak tanımıştır.

       1903 yılında Ford Motor Company şirketini kurarak ilk otomobili Model A’yı üretmeye başlayan Henry
Ford, seri üretim yönteminin oluşturulmasına öncülük etmiştir. Üretim sistemindeki bu yeniliklerin en köklüsü
ve seri üretim mantığının temelini oluşturacak olan düşünce ise araçların hareketli bantlarla montaj hattı boyunca
ilerletilmesi ve montaj işçilerinin sabit tutulmasıydı. Bu yöntemde sabit duran montaj işçisi yalnızca hareketli
konveyör üzerinde ilerleyen otomobile gerekli standart parçayı monte etmekle yükümlüydü. Böylece fabrika

                                                               55
   51   52   53   54   55   56   57   58   59   60   61