Page 108 - Tarih Çevresi Dergisi
P. 108
tarih çevresi
bu başarıyla birlikte üretilen dört Devrim, TCDD’nin Adapazarı, Ankara, Eskişehir ve Sivas fabrikalarına dağıtıldı.
Kalan tek Devrim ise bugün TÜLOMSAŞ müzesindeki Şecaattin Sevgen’in kullandığı bej renkli otomobildir.
Diğer üç Devrim’e ne olduğu konusu ise hala bir muammadır.
Devrim’in sonrası ve Türk Otomotiv Sanayisine Etkisi
Devrim Projesi’nin en başından beri aslında bir numune çalışması olduğu birçok resmi evrakta altı çizilen bir
konuydu. Öte yandan gerek kamuoyunun gerekse yetkililerin bu projeyle ilgili yaptığı “seri üretim” içerikli
konuşmalar ve açıklamalar, Devrim’in bir seri üretim projesi olarak kamuoyunda bilinmesine yol açtı. Bilinirliğin
de ötesinde zamanla halkın takip ettiği yeni bir kalkınma projesiydi ve büyük bir inanç vardı. Neticede isminin
verilmesinde bile hissedilen romantiklik ve yeni bir çağın başlayacağı düşüncesi tüm bu duyguları körüklüyordu.
Devrim’e Devrim ismi, Türk sanayisinde devrim gerçekleştireceğinin ve öncü olacağının düşüncesiyle
verilmişti. Nitekim isminin hakkını da 29 Ekim günü Gürsel şu sözlerle vermiştir: “Türk sanayii çalışmalarında
bir dönüm noktasıdır. Bunu Türk sanayii tarihi mutlaka yazacaktır. Yapamaz, yapılamaz diyenlere karşı mutlak
bir muvaffakiyettir.”32 Gürsel’in açıklamalarından da görüleceği üzere Devrim Projesi, aslında yapılmak
istenilenin yapıldığı ve başarılı olunduğu bir projedir. Üretilen dört Devrim Türkiye’nin ilk yerli otomobilleriydi
ve bu suretle Devrim’i, sadece yapıldı, başarılı olundu ve bitti şeklinde değerlendirmeye almak yanlış bir
yaklaşımdır. Her ne kadar mevcut şartlarda numune de olsa yerli bir otomobil yapılabileceğini kamuoyuna
göstermiş olan Devrim, hala arkasından tartışılan ve birçok kuşağı etkisi altın almayı başarmış, yine arkasında
birçok gri nokta bırakarak tarihe karışan başarılı bir projedir. Geniş çerçeveden bakıldığında Devrim Projesi,
yapılabilirliğinin kanıtlanmasından dolayı bir başarıdır fakat seri üretim fikrinin desteklenmemesi ve
ilerletilememesi açısından bakıldığında bir başarısızlıktır. Şüphesiz ki bahsedilen bu başarısızlıkta; projenin
başından beri ifade edilen –özellikle Gürsel tarafından- seri üretim fikrinden daha sonra vazgeçilmesi ve başta
verilen demeçlerin numuneler tanıtıldıktan sonra verilen demeçlerle zıtlık oluşturması başlıca etkenlerdir. Öte
yandan Devrim Projesinin resmi olarak amaç, kapsam ve ilkelerinin net olarak belirtilmemesi de kamuoyunda
“Devrim amacına ulaşamadı” algısı bırakılmasında etkili olmuştur.
Tüm bunların ötesinde Devrim, Türk otomobil sanayisine; kalkınma ile otomotiv sektörü arasındaki güçlü
bağları göstermiş, otomobil üretebilen ülkelerin nasıl bir prestij yakaladığını ispatlamış ve bu projede edilen
tecrübelerin geleceğe aktarılarak aynı yanlışların bir daha yapılmamasına yardımcı olmuştur. Diğer taraftan bu
projenin zaten bir seri üretimle neticelendirilmesi de dönemin Türkiye şartlarında neredeyse imkânsıza yakındı.
Böyle bir girişimin ilk örneği Devrim’den yaklaşık 5 yıl sonra Anadol projesinde görülecekti ki bu proje de Türk ve
yabancı sektörün ortak bir projesi olacaktı. Devrim, bugün bile hala hayali kurulan, “eğer olsaydı ne durumda
32 a.g.e. s. 111.
107

